BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi
 
Bu gün insanın tek kaygısı bedeninin kurtulması, onun bütün ihtiyaçlarının giderilmesidir.




Prof. Dr. Vecdi Aral

# 6 Nisan 2015 Pazartesi
Şu günlerde, doğru ya da yanlış, görünürde daha çok politik amaçlı“mahalle baskısı”, “hükûmet baskısı”, “ordu baskısı” gibi bir takım baskılardan söz edilmekte ve bundan yakınılmaktadır.

Ancak bu arada, üzerimizdeki asıl korkunç ve vahim olan “çağın baskısı” görülmemekte, bunun varlığı bilincimizden kaçmakta, kaçırılmaktadır.

İnsan, yaşamına bir anlam vermeden, bir dünya görüşü kazanmadan yaşayamaz; “yaşamın hiçbir anlamı yok!” sözünde dahi bir anlam vardır. Her yargı ve kararımız, hakikat olup olmama açısından bir anlam taşır.

İnsanı insan yapan, onu diğer varlıklardan, bir maymun olmaktan kurtaran işte bu, anlam yanıdır. Bu yanıyla o, bilgi ve bilimde “hakikat” değerini algıladığı gibi, dinde “tanrısal değerleri”, ahlâkta “ahlâken iyi”yi, sanatta “güzel”i yaşayıp gerçekleştirir.

Böylece o, başkaca hiçbir varlıkta bulunmayan kendini varlıkları tacı yapan bu yüksek değerlerle dünya ve yaşam karşısında bir tutum alıp özgürlüğünü kazanır, yaşamına anlam katar.

Fakat ne yazık ki, zamanımızın zihniyeti ve yaşam anlayışı insanın tarihteki yeri ile birlikte tüm yaşamını onun doğal yanından görüyor. Doğa biliminin ve onun uygulanması olan tekniğin insan yaşamına getirdiği kolaylık ve rahatlıklarla güçlenen bu dünya görüşü, üzerimizde ezici, manevî yanımızdaki saygı ve sevgi yok edici bir baskı oluşturuyor.

Bu gün insanın tek kaygısı bedeninin kurtulması, onun bütün ihtiyaçlarının giderilmesidir. O aşağı, duyusal değerlerin, açıkçası hayvanî değerlerin düzeyinde kalmakla parayı, “bizim Tanrımız makinedir!” diyerek teknik değerleri tanrılaştırıyor, spor gibi sırfvital(biyolojik) değerleri yüceltiyor, bir akım gibi “Seksüalizmden söz ettirecek kadar kendini seksüel hazlara kaptırıyor, içindeki tarih öncesinden arta kalan vahşî bir duygu ile kaba kuvvete taparcasına barbarlaşabiliyor. Böylece, içinde yaşadığımız toplum, üzerimizde bir baskı kuruyor.

Manevî kültürün reddi ile saygınlık kazanan beden kültürünü elde etmekle, sırf bu yüzden kendini uygar sanan bireyler, artık yanına yaklaşılamaz, herkese tepeden bakan kişiler olup çıkıyor.

Bu gibi kimseler para yada herhangi toplumsal bir gücün kendilerine kazandırdığı, yalancı bir saygınlıkla diğer insanlar, giderek bütün bir toplum üzerinde egemenlik kurmaya çalışıyor: nedir ki, gerçek saygınlığın, kendinden başkalarına karşıiçinde yükselecek olan sevecenlik ve şükran duygularına bağlı olduğunu bilmiyor, bilmek istemiyor.

Bunun içindir ki, çağımızın modern inanı bir yandan da kendi yetkinliğine olan güvenini güçlendirmek kaygısı içinde, gerçek kültürü temsil edenleri küçümsüyor, onlarla “saf insan” diyerek alay ediyor; onların karşısında, onlarla konuşurken her fırsatta onları aşağılayıcı bir tutum sergiliyor, üzerlerinde bir eziklik duygusu yaratmaya çalışıyor.

Oysa, bu tutumu ile o, insana, her varlığa, sevgi ve saygı ile yaklaşan gerçek saygın bir kimse olmaktan çok, tam anlamı ile bir “küçük adam” olduğunu kanıtlamış oluyor. Wilchelm REICH’ın deyimi ile:

“Küçük adam kendisi ile ilgili hakikati duymak istemiyor ki! Kendisinin olan büyük sorumluluğu üstlenmek istemiyor ki! O, bir “Küçük Adam” olarak kalmak, yada küçük bir büyük adam olmak istiyor. Zengin olmak yada bir parti lideri, bir bölük kumandanı, ya da kötülükleri ortadan kaldırma derneğinin sekreteri olmak istiyor Küçük Adam. İşin sorumluluklarını yerine getirmek, yiyecek sağlamak, konut yapımı, trafik, eğitim,araştırma, yönetim yada bir başka alanda üstüne düşen sorumluluğu üstlenmek istemiyor”

Aynı düşünür bu kez de "Büyük Adam”a ilişkin olarak şunları söylüyor:

“ Çünkü büyük adam sana benzemez; yaşamının amacı yığın yığın para biriktirmek, ya da kızlarını toplumsal konumu iyi birileriyle doğru dürüst evlendirmek, yada siyasal bir göreve atanmak, adının başına bir yığın büyük sözcükler eklemek yada Nobel ödülü almak değildir. Bu nedenle, büyük adam sana benzemediğinden ona bir “dâhi” ya da “garip” dersin. Oysa o, bir dâhi olmadığını, yalnızca yaşayan bir canlı olduğunu söyleyecektir”

Çünkü o, kendi sonluluğuna ve sınırlılığına bilinçlenmiş, evrendeki varlığını ve yerini bilen alçak gönüllü bir kimsedir; herkese hizmete hazır, sevgi dolu, kişilik sahibi biridir.
 
 

İsminiz
Mail adresiniz
Konu
Mesajınız

 
 

::: Prof. Dr. Vecdi Aral - Diğer Yazılar

 
# 13 Mart 2016 Pazar
Bir kimsenin içinde bir DÜZEN, bir KOZMOS, bir BARIŞ yoksa, dış dünyaya verebile- ceği sadece bir KAOS, bir KAVGA’dır.
# 15 Ocak 2016 Cuma
Yücelik, ahlâk, hakikat ve estetik dediğimiz değerler yalnızca insanda, bireyin manevî yanında mevcuttur, varlığını bireye borçludur. Bedenin büyük olan önemi, bu değerlerin taşıyıcısı olmasından gelir.
# 22 Eylül 2015 Salı
İnsanın ne olduğuna ilişkin , birbirine aykırı bu iki saptamanın, acaba hangisi hakikattır, hangisi insan gerçeğine uygundur?
# 25 Şubat 2015 Çarşamba
# 30 Haziran 2014 Pazartesi
“Güzel” dediğimiz değer de, “ahlâk” ve “hakikat” gibi duygu ile yaşanır, bir yaşantı olarak ortaya çıkar ve ancak böylece kavranır. Sanatsal yaşam ve yaşantı “güzel”e ilişkin bir duygu ve duyumsamadır.
# 25 Nisan 2014 Cuma
Doğa yasaları değişmese de, canlıların gelişme yönünde her an bir değişim geçirdiği açıkça görülür. Değişmeyen bir canlı ölüme mahkûmdur.
 
 

 
 
 

 

 

::: BİLKA Haberci

İsminiz
:
e-Posta
:
 
 Katıl  Ayrıl
 
BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi © 2008 - Tüm hakları saklıdır