BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi
 
Nurşen Şengün (Sanat Tarihçisi)

# 10 Eylül 2019 Salı

Rüzgarı, yağmuru çok severiz. Ya şiddetli yağmuru? Peki şiddetli fırtınayı? Sevdiğimiz ne varsa, şiddetle yan yana geldiğinde en iyi ihtimalle olumsuzluk ihtiva eder. Geçim-şiddetli geçimsizlik en sık duyduklarımız arasındadır.

 

Bir de en kıymetlilerimiz ile anılır, o çirkin kelime.. Kadına şiddet, çocuğa şiddet, kocaya, doğaya…

 

Sevmek, insanın gerçekleştirdiği en güzel, en insani eylemdir. Kadın sevip, evlenip, erkeğine eş olur. Kendi bile emanetken erkeğine; bir de elle tutulmayan, gözle görülmeyen fakat tüm somut şeylerden aşk kere üstün olanı, gönlünü emanet eder. Erkek de keza kadınına… İki gönül bir olunca, can parçası çocuklar, ayrı bir ruh ve kutsiyet katar yuvaya. Kadın, erkeğinin eşi olmaktan ziyade; ayağının altına cennet serilen bir makama, annelik makamına yükselir. Erkek ise kadınının kocası olmaktan öte; ‘duası peygamber duası gibidir’ denilen bir makama, babalık makamına yükselir. Bütün bu kutsalların bileşimi iken aile, yalnızca bir kelime yetiyor bu kutsiyeti yok etmeye.

 

Şiddet…

 

”Kadınlar size, Allah’ın bir emanetidir.” Buyurur, Allah Rasulü Efendimiz s.a.v.  Veda Hutbesi’ nde.
Allah cc. ise ”Emanetleri ehil olana veriniz!” buyurur.


Ehil olmayanlarla karşılaştığında, sukut-u hayale uğrasa da insan, hayatına devam eder. Evet! Devam eder; fakat asla, eskisi gibi olmaz o görünmeyen kabe, gönül…


‘Gönül yıkan, kıran, Allah’ın evini yıkmış gibidir. Helallik almadıkça, kıldığı namaz makbul değildir.’ hükmü çoktan kaybeder mana aleminde kendini.

 

Peki  neden?
Birkaç cümle önce sıraladığım o ulvi makamları bile bile, şiddetin yaşantımıza bu denli sirayet etmesinin sebebi nedir ya da nelerdir?

 

Sebeplerden biri; içimizdeki hakim olma duygusunu yenememektir zannımca. Oysa illa hakim olacaksa insan, önce gücüne hakim olmalıdır. Bununla birlikte nefsine, hırslarına…

 

Şiddetin, güç ve hakimiyet kavramlarıyla olan bağını, ne zaman hatırlasam, beraberinde Kanuni’ nin karıncalar için istediği fetvayı da hatırlarım.

 

Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin, dinen hükmünün ne olduğunu sorar?

 

Dırahta ger ziyan etse karınca,

 

Günah var mıdır ânı kırınca?

 

Şairliği de bulunan Ebüssuud Efendi’nin, bu manzum soruya cevabı, yine manzum olur:

 

Yarın Hakkın divanına varınca,

 

Süleyman’dan hakkın alır karınca.

 

600 yıl boyunca, dünyanın üç kıtasını yönetmiş bir imparatorluğun, en kudretli padişahlarından biridir Kanuni. Karıncalar için böylesine ince bir tavırla fetva istemesi ise ‘Karıncayı bile deme, bile’ den incinir karınca.’ öğretisinden dolayıdır olsa olsa…

 

Modern olduğunu iddia ettiğimiz bugünün dünyasına baktığımızda, değil karıncanın hakkını gözetmek; insan hakları, anlamını yitirmiş bir kelime dizisi olarak durur karşımızda. Savaşların ve savaş suçlarının normal karşılandığı, savaştan kaçan kadınların ve çocukların dahi mağdur edildiği, şiddetin her türlüsünün hüküm sürdüğü bir dünya artık yer küre. Öyle ki şiddet haberleri için tabirimiz bile var bizim: ‘Üçüncü sayfa haberleri’

 

‘Çarptığı köpeği, sokak ortasında bırakıp, kaçtı.’
‘Binlerce hektar ormanlık araziyi, rant için yaktı.’
‘Annesinden/Babasından/Komşusundan şiddet gören çocuk, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.’
‘Okul arkadaşından şiddet gören öğrenci, intihar etti.’
‘Savaş mağduru, sığınmacı Suriyeliler, Avrupa ülkelerine umut yolculuğunda…’

Bu gibi haberlere ‘psikolojim bozuluyor.’ diyerek, burun kıvıranlarımız da azımsanmayacak kadar çok.

 

Şiddet; kim tarafından, kime yapılırsa yapılsın, türü; ekonomik, psikolojik, cinsel ya da fiziksel, her ne olursa olsun, insanı yeren bir şeydir. Şiddeti görmezden gelmek ise insanlığı… Zira, yüksek dozda kul hakkı içerir. Buna rağmen;

 

-Kadınların veya çocukların fiziksel ve duygusal zayıflığını kullanarak, şiddet uygulayan erkeklere,

 

-Kendini haklı görüp, her türlü psikolojik şiddeti erkeğine hak gören kadınlara,

 

-Küresel şiddet, küresel terör ya da alt başlıkta kadına şiddet denince, İslam’ a saldırarak, Müslümanı; kadın-erkek demeden yerenlere, hakaret edenlere, söylenebilecek tek şey vardır: o k u y u n !

 

Eşlerine olan kibar tavırlarıyla, onlara yardımlarıyla erkeklere en güzel örnek olan;
kızı, bulunduğu ortama girince, kızına saygısından ayağa kalkan Efendimiz Hz. Muhammet s.a.v. in hayatını,

 

erkeğine itaatte, saygıda kusur etmeyen Peygamber s.a.v. in eşlerinin, kızlarının hayatlarını…

 

kız çocuklarına yaşama hakkını iade eden,
kadını izzet ve şeref sahibi yapan,
savaşta dahi kadınlara, çocuklara, bitkilere ve hayvanlara zarar vermeyin diye emreden; kelime anlamı bile ‘barış’ olan dini, yani İslam’ ı öğrenin.

 

Zira öğrenmek ve bilmek insanı ehlileştirir, sakinleştirir, huzurlu kılar. Mutlu ve huzurlu insan ise şiddetin değil, sevginin timsali olur.

 

Şiddetin kökten çözümü için cehalete karşı durmak ve bu duruşu fiiliyata dönüştürmek şarttır. İster Müslüman ister gayrimüslim olsun; Eşrefi Mahluk, İnsan-ı Kamil gibi ulvi hedeflere ulaşmak için gayret göstermek, insanlık ve dahi kulluk görevimizdir. Bu yolda hedefi olmayanlar, hedefe yürüyenlere engel olmasın, yeter!

 
 

İsminiz
Mail adresiniz
Konu
Mesajınız

 
 

::: Nurşen Şengün (Sanat Tarihçisi) - Diğer Yazılar

 
# 4 Nisan 2018 Çarşamba
 
 

 
 
 

 

 

::: BİLKA Haberci

İsminiz
:
e-Posta
:
 
 Katıl  Ayrıl
 
BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi © 2008 - Tüm hakları saklıdır