BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi
 
Elif Şükran Sezen
# 19 Aralık 2018 Çarşamba

Küçük yaşlarımdan itibaren beni okumaya yönlendiren ve bu konuda teşvik eden birçok insan olsa da bana en çok tesir eden iki kişi vardır; annem ve ilkokul öğretmenim Aysel Hanım.

 

Evimizde, babaannemin evinde ve annem ile babamın ofisinde, bir araya getirilirse rahatlıkla küçük çaplı bir kütüphane açılabilecek kadar çok kitap vardır. Belki de gözümün önünde bu kadar çok kitap olmasından mütevellit kitaba her zaman bir ilgim vardı. Okula gitmediğim yıllarda, yani henüz okuma yazmayı bilmesem de, raflardaki kitaplardan rengini veya şeklini beğendiğim bir tanesini alır, sayfaları uçlarından nazikçe tutarak çevirip sayfalara dokunurdum. Ne yazdığını, nelerin anlatıldığını o kadar merak ederdim ki… Bazen dayanamaz, yaptığım bu yaramazlığın ortaya çıkacağını bile bile annemin yanına gider “Anne, burada ne yazıyor?” derdim. O da kitap benim yaşıma uygun olmasa bile güzellikle izah eder, falanca konu üzerine yazılmış bir kitap olduğunu ve büyüyünce okuyabileceğimi söylerdi. Bazen de bu yaramazlığı küçük kardeşim Ayşe ile yapardık. Ancak onu da bu işe dâhil etmem biraz zaman aldı zira ben rafları keşfetmeye başladığımda yaşı bir hayli küçüktü. Eğer üst raflardan bir kitap beğendiysek hemen yüksek bir tabure bulur, oradan da ya çalışma masasına ya da koltuğun kolçağına basarak hazinemizi avlardık. Bu sefer de o okuma yazma bilmediği için ilk birkaç cümleyi sesli okurdum. Kitabın ilgimizi çekmediğini anlayınca da bin bir güçlükle yerine koymaya çalışırdık. Ya uzun uğraşlar sonucu kitap bir şekilde konur ya da bu esnada annem bizi yakalardı.

 

Okula başladığım yıllarda Aysel öğretmenim bana okuma alışkanlığı kazandıran ve bu konuda teşvik eden isim olmuştu. Okumayı o kadar çok seviyor ve istiyordum ki sınıfta okumayı ilk söken ben olmuştum. Elmam kızarmış, kırmızı kurdele jilemdeki yerini almıştı. Zaten öncelerden beri çokça kitap alan babam artık neredeyse çuval çuval kitap almaya başlamıştı. Çizgi filmlerin yanı sıra kitaplar da hayal dünyamı besleyen bir unsur oluvermişti. Bir kez elime aldığımda akşama kadar okuyor, hiç bırakmak istemiyordum. Aysel öğretmenimin okumamız için verdiği kitapları da bir çırpıda okuyor; hikâyelere, masallara doğru zevkli bir yolculuğa çıkıyordum.

 

Annem de eskiden okuyamadığım için sesli okuduğu kitapları artık bana okutuyor, okumam için beni hep yüreklendiriyordu. Yine de isteğimiz üzerine geceleri yatmadan önce okuduğu kitapları okumayı sürdürüyordu. “Küçük Deniz Kızı” bunlar içinde hem en sevdiğim hem de en sevmediğimdi. Çünkü kitabın sonunda deniz kızı denizde bir köpük oluyor ve yok olup gidiyordu. Evet, belki de böyle olması gerekiyordu ama deniz kızının ölmesini istemiyordum. İlerleyen zamanlarda arkadaşlarımla bu kitap üzerine konuştuğumuzda onlara masalın mutlu biten, çok daha başka bir versiyonunun anlatıldığını öğrendim. Üzüleceğim yerde çok sevinmiş, sahte bir mutluluktansa gerçek bir hüznü tercih etmiştim.

 

Liseye başladığımda edebiyat derslerini bir hayli ilgiyle takip eder olmuştum. Beyitlerdeki ince manalar, eserlerin yazılış hikâyeleri, duyguları bu kadar zarif bir şekilde ifade edebilme kudreti beni önceleri çok sevdiğim ancak kariyer olarak düşünmediğim edebiyata derin bir bağ ile bağlamıştı. Karar vermiştim, edebiyat okuyacaktım. Ailem hariç çevremdeki herkes bunun boş bir hayal olduğunu, gerçekçi düşünmem gerektiğini yoksa “aç kalacağımı” söylediler. Yine de yıkılmadım ve hayalimin arkasında durdum. Aç da kalsam, tepki de alsam edebiyat okuyacaktım. Yaşadığım zorluklar lise sıralarında başladı. İlk olarak sözel sınıf açılmadı. Dolayısıyla tam anlamıyla bir sözel öğrencisi olarak yetişemedim. Üstelik haftada altı ders saati bana zulüm gibi gelen matematikle boğuşuyordum. Pes etmedim. Neden başladığımı unutmadım ve hedefimden hiç sapmadım. Artık arkadaşlarım dâhil herkes bu isteğimi kabullenmişti.

 

Yıllar akıp geçti. Üniversite sınavı, puanların açıklanması ve tercihlerden sonra, ailemin, arkadaşlarımın desteği ve Allah’ın yardımıyla nihayet hedefime ulaşmıştım. Artık bir edebiyat öğrencisiydim. Kuyruğum gitmiş, yerine ayaklarım gelmişti. Durun! Sesim de yerindeydi!

 

Zaman ne getirir, masaldaki gibi köpüğe mi dönüşürüm bilmiyorum ama tecrübe ederek öğrendim ki azmin ve kararlılığın elinden hiçbir şey kurtulamıyor. Aileniz, en yakın arkadaşınız ya da değer verdiğiniz/adını dahi bilmediğiniz herhangi biri… Pusulanızın doğru olduğuna inanıyorsanız kim ne derse desin yolunuzdan şaşmayın. Bu hayat sizin ve hayallerinizin peşinden gitmeye hakkınız var, hayat sizden gitmeden önce…

 
 

İsminiz
Mail adresiniz
Konu
Mesajınız

 
 
 
 

 

 

::: BİLKA Haberci

İsminiz
:
e-Posta
:
 
 Katıl  Ayrıl
 
BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi © 2008 - Tüm hakları saklıdır