Yılanları Öldürdüler...

Yılanları Öldürdüler...
Yılanları Öldürdüler...

“Bu sefer de yılanları öldürdüler, tarlaları fareler bastı”demişti yıllar önce Trakya`daki ekin tarlalarına hasada giden köylü dostum. Hasattan sonra buğday sapları balya makineleriyle balya haline getirilir, traktörlere yüklenip damlara, beton ağıllara, rutubetsiz ahırlara istiflenir, koca kış boyu büyük ve küçükbaş hayvanlar bu samanlarla beslenir.

Tavukların folluklarına da bu samanlardan konur, tavuklar orada yumurtlarlar, orada biriktirdikleri yumurtaların üstüne kuluçkaya yatıp 21 gün sonra çatlayan yumurtalardan yavrularını çıkarırlar. Hayatın parçasıdır saman, hatta sepetlerde çarşı pazarda satılan yumurtalar, özenle samanların arasına yerleştirilir.

Daha neler neler...

Kentlerde çok rastlamayabiliriz, Kurban Bayramına yakın, kurbanlıkların günler önce getirildiği barınaklarda da balyalar vardır, samanlar... Onu yerler, dağılmış samanların üstünde yatar, uyur hayvancıklar. Onları dolaşırken, ayakkabınızın kenarına tezek ve saman yapışır, temizlemeye çalışırsınız, yaşamışsınızdır mutlaka gözden kaçan bu tatlı ayrıntıyı :)

İşte bu samanlar, güzel ülkemin kim bilir hangi ilinin köyünün tarlasında nasırlaşmış ellerden, ekinlerin sararmış saplarından yapılan balyalardan kullanıldı?

“Sapla samanı karıştırmak”

“Sakla samanı, gelir zamanı”

“Samanlıkta iğne aramak”

“Gönüller bir olunca samanlık seyran olur”... Gibi canım atalarımın özlü sözleri var bir de. Her birinin ne öyküleri vardı kim bilir ne mağduriyetler yaşadılar da kalplerinden çıkmış iz bırakmış bu atasözleri...

Biz yine tarlamıza dönelim. Balyalar tamamlanınca ekin sapları kısalmıştır ve topraktan çıkan saplar toprağın yüzeyini gösterecek kadar seyrelmiştir. Toprak üzerinde saplar aralarında minik minik delikler göstermişti arkadaşım, “bak bunları görüyor musun, yılanlar bitince bu sefer fareler çoğaldı, bu delikler de yuvalarının girişleri, buğdaylarımızı alıp kendi kilerlerine depoluyorlar”. Delikler o kadar çoktu ki, deliklerle tarla farelerinin sayısını karşılaştırınca neredeyse tarladaki bir yıllık hasadı bölüşmüş oluyorlardı.

Doğanın dengesini bozmamak lazım, yılanlar farelerle besleniyorlardı, bize de yardım ediyorlardı, ama gençlerimiz bu zararsız yılanlardan korktular, sanki zafer kazanıyorlarmış gibi yılanları öldürüyorlar, o mevsim belli olmuyor zararımız, bir sonraki dönem tarlalar ve evlerimiz tarla faresi istilasına uğrayınca kaybımızı anlıyoruz.

Tabiatın dengesini korumamız lazım, o dengede hiç bir canlının sebepsiz yaratılmadığını, çok mecbur olmadıkça hiç bir canlıya zarara verilmemesi gerektiği nesillerimize öğretilmeli. Basit gibi görünse de, denge diğer dengeleri de bozuyor, bizi tehdit eden doğa felaketlerinin kökeninde, acilen düzeltmemiz gereken, güçsüz canlılara karşı acımasız davranışlarda olan nesillerimize doğa, hayvan sevgisi aşılayıp bilinçlendirmelidir.

Unutmayalım, nasıl demişti, sudaki son balık bittiğinde, çiçekteki son arı öldüğünde, çocuklarımıza yedirecek besinimizin kalmadığının başlangıcı olacaktır.

Sevgiyle kalın.