Hanife ALTUN


Özgeçmişi:
Hanife Altun 1919 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Daha dünyaya gelmeden babasını, 7-8 yaşlarında iken de annesini kaybetti. 10 yaşındayken ağabeyleri tarafından İstanbul’a getirildi. 14 yaşında bahçede salıncakta sallanırken, kendisinden 40 yaş büyük olan kocası görücü olarak geldi. Kocasının ölen eşinden sonra ikinci hanımı olarak evlilik hayatına başladı. Eşinin ilk hanımından olan oğullarından birisi ile arasında sadece 5-6 yaş fark vardı. 15 yaşında iken ilk çocuğu, oğlu Sefer’i dünyaya getirdi. 22 yaşına gelen Sefer’i menenjit hastalığı dolayısıyla kaybetti. 2 oğlu ve 1 kızı daha oldu. Şu anda 8 torunu var. Genç yaşta eşini de kaybetti. Çocuklarını tek başına büyüttü. Şimdiye kadar, çok istemesine rağmen ne Türkçe ne de Arapça okuma ve yazmayı öğrenemedi. Çocukları ve torunlarıyla birlikte yaşıyor. İlginç Veya Unutamadığı Bir Anısı:
Menderes’in duruşmasında eşim Osman Bey’le duruşmayı izlemeye gittik. Askerler Menderes’i getirdiler. Bizim önümüzden geçti. Oturtturdular. “Vatan sağ olsun’’ dedi. Ölmeden önce gördüm. Çok bitaptı.
Kiliseyle karşı karşıya oturuyorduk. 6 Eylül Hadisesi oldu. Kilisede yangın çıktı. Kilisedeki bütün Rumlar ve okul müdürü bize geldi. 3 gün misafir ettik. Çorba, ekmek, pilav yedirdik. Kıtlık vardı o zamanlar. Sonra herkes dağıldı. Korkmuştular.
Kilisenin rahibi gizlice gaz tenekesine gümüş koyup getirdi. Bahçedeki tahtaların arasına sakladılar. Bize güvendiklerini söylediler. Zangoç’un annesine kömür ısıtırdım, kül yapardım. Isınsınlar diye götürürdüm. Kilisenin içine çamaşırları asardım. Çocuklarım kilisenin bahçesinde oynardı. Beyim dışarıda çalışırdı. Yıkıcıydı. At arabasına binerdim. Rum Leo’nun arabasıydı. Giderdim, Unkapanı’nda kırma satardım. Karneyle ekmek alırdık. O zamanlar Rumlarla düşmanlık yoktu. Hepimiz anlaşırdık. Şehreminden geldiğimizde at arabasının üstünde bir yatakla geldik. Çok çalıştık.
Nasihat:
Çalışın, akıllı olun. Fakirin elinden tutun. Komşusu aç iken tok yatan artık çok var etrafımızda. Anne ve babanın kıymetini bilin. Harama el uzatmayın.
Röportaj: Sedanur Deniz