Prof. Dr. Türker KILIÇ

Prof. Dr. Türker KILIÇ

D.Ö.K.: Konuğumuz; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Beyin-Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türker KILIÇ. Sayın KILIÇ, sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Akademik kariyeriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

T.KILIÇ : 1966 yılında Bursa'da doğdum. Tıp eğitimimi Hacettepe Üniversitesi’nde, uzmanlık eğitimimi Marmara Üniversitesi Nöroşirurji Anabilim Dalı’nda tamamladım.

Aralık 1998’de Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital ve Dana-Farber Kanser Enstitüsü’nde Nöroonkoloji üst-ihtisasımı, Şubat 2000’de ise, Marmara Üniversitesi Anatomi Anabilim Dalı’nda Anatomi doktoramı yaptım.

1992 yılında Almanya’da Transcranial Doppler Ultrasonography Temel ve Klinik Eğitimi, 1995 yılında,İsveç’te Gamma-Knife Işın Cerrahisi Eğitimi ve 1997’de Avrupa Nöroşirürji Yeterliliğini aldım. 2007’de Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TÜBA) ve 2015 yılında Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi üyeliğine seçildim. Bilimsel araştırmalar konusunda çeşitli ödüllerim bulunuyor.

D.Ö.K.: Hocam, bilim alanında yaptığınız çalışmalar, yayınlar ve ödüllerle dolu bir biyografiye sahip olduğunuzu biliyoruz. Bize çalışmalarınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?

T.KILIÇ : Ben ve ekibim, özel bir beyin tümörü olan gliomaları durduracak bir ilaç yapabilmek amacıyla 1995'ten itibaren bir molekülün üzerinde çalışmaya başladık. İlk hipotezini ve araştırmasını yaptığımız bu çalışmanın ilk ürünlerini 2000 yılında aldık ve bu konuda ilk yayını yaptık. Daha sonra bu çalıştığımız molekülü, bir ilaç haline getirdik ve GLIVEC ismini aldı. Amerika Birleşik Devletleri Sağlık Enstitüsü National Institute of Health (NIH) tarafından onaylandı. Daha sonraki süreç içerisinde ve 6 yıl önce de bu ilaç ilk kez insanda kullanılır ve rafta satılır hale geldi. Şu anda artık birçok hastalıkta kullanılıyor.

Vurgulanabilecek olan nokta şu: Bu ilacı biz, beyin tümörleri probleminde kullanımıyla ilişkili olarak araştırdık, bununla alakalı olarak insanda bunun toksik etkilerinin ne olabileceğini araştırdık, bulduk. Bizden sonraki araştırmacılar, bizim beyin tümörlerinin bir kısmında etkin olduğunu ispatladığımız bu molekülün; mesela Kronik Miyeloid Lösemide (KML) ve Gastrointestinal Colonial Tümörler gibi hastalıklarda etkin olabileceğini ortaya koydular. Ve birden bire bu ilaç çok kıymetlendi. Çünkü Kronik Miyeloid Lösemi bizim üzerinde çalıştığımız beyin tümörlerinden çok daha yaygın bir hastalık.

Glivec, şu anda artık eğitim kitaplarında yer alıyor. Hastaların yaşam süresini belirgin uzatıyor. Yaşam kalitelerini belirgin arttırıyor. Bunlardan biri de benim teyzem. Bu ilaç sayesinde şu anda hayatta çok şükür ve normal bir yaşam sürüyor. Geçenlerde onunla konuştuğumda : ''Teyze, dedim. Biliyor musun bu ilacı kimin bulduğunu?'' Tabii bilmiyordu. Anlatınca O da şaşırdı.

D.Ö.K.: Yaptığınız çalışmalarla insanların sağlıklı yaşamasına katkı sağlayabilmek çok güzel.

T.KILIÇ : Tabii. Bir beyin cerrahı olarak, beyin tümörlerini tedavi edecek bir ilaç olabileceğini düşündüğüm moleküler yolun, Kronik Miyeloid Lösemi ve diğer gastrointestinal stromal tümörlerde de aktif yol, kanserojenik yol olduğunu fark eden o konunun uzmanları, Glivec'i bu hastalıklar için de kullanmaya başlamışlar. Glivec'in toksikolojik çalışmaları bizim ekibimiz tarafından zaten yapılmış olduğu için onların bir kez daha benzer çalışmalar yapmalarına gerek olmadan direkt kullanıma girdi ve tedavide çok etkili olduğu onlar tarafından da saptandı. Yani beyin tümörlerinden yola çıkarak daha farklı bir alana yayılan bu ilacın keşfi bana aittir.

D.Ö.K.: Tebrik ederim Hocam. Bu çalışmalar hangi üniversitede yapıldı?

T.KILIÇ : Bu çalışmanın Türkiye'de değil, Harvard'da yapıldığını söylemem lazım. Ben bu çalışmayı 97-2000 yılı arasında Harvard'daki nöroonkoloji alanındaki üst ihtisasımı yapma dönemimde gerçekleştirmiştim. Bu çalışmayla ilgili yazı, Cancer Research isminde önemli bir dergide yayınlandı ve şu ana kadar beyin cerrahisi alanından çıkan tüm yayınlar arasında en fazla atıf gören ilk yüz yazı içerisinde yer aldı. O yayın şu ana kadar 380 üzerinde atıf aldı. Bu da önemli bir şey. Türkiye'de olmasa bile, Türkiye'den birilerinin imkan verildiğinde neler yapabileceğini göstermesi açısından güzel birşey.

D.Ö.K.: Hocam, ilaca neden Glivec ismi verildi?

T.KILIÇ : Bu tümörler glioma isimli tümörler olduğu için ilaç da esas gliomalar için çıkarıldığından ilacın ismi glivec. Yani gliomanın gli'siyle glioma durdurucusu vec birleştirilince glivec oldu.

Glivec, Novartis'in bir ilacı. Harvard'da Dana Farber Kanser Enstitüsü'nde principal investigator araştırmacı olarak ilk insan çalışmalarına Mayo Klinikle ortak başladık. Novartis, bir de Liverpool Üniversitesiyle çalışmaya başladı. Biz düşük dozlar öngörmüştük. Liverpool Üniversitesi'nin 2005 öncesindeki insan çalışmalarında ilacın daha yüksek dozlarda kullanılması beyin kanamalarına yol açınca onların çalışması durduruldu. Biz Mayo Klinikle olan çalışmamızda daha düşük dozlarla devam ettik ve gerçektende bazı tür beyin tümörlerinde, tümörün gelişmesini durdurucu bir ilaç olarak etkinliği ispatlandı. Şu anda biraz önce de bahsettiğim çok önemli bazı hastalıklar içinde etkin bir şekilde kullanılıyor. Biliyorsunuz bilimde bazı şeyler tesadüfi olarak saptanır. Bu da bizim açımızdan bir şans.

D.Ö.K.: Bu şans çok önemli bir buluşun ortaya çıkmasına sebep olmuş. Bu da hastalar için bir şans.

T.KILIÇ : Tabii. 300 bin molekülden birinin ilaç olması açısından bu önemli bir bilgi. Bir de Glivec ilk çıktığı zaman Time'a da kapak oldu. Hatta ondan önce 1998'de bir kez de Newsweek'te kapak olmuştu. Judah Folkman'ın çalışması Angiogenesis'i durduran diye.

D.Ö.K.: Hocam, başında bulunduğunuz bölüm hakkında bilgi verebilir misiniz lütfen?

T.KILIÇ : Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı ülkemizde özellikle nöroonkoloji ve damar cerrahisi alanında, yılda yaklaşık 1400-1500 civarında ameliyat yapan bir referans merkezidir. Omurga cerrahisi alanında kompleks omurga ameliyatlarının yapıldığı bir referans merkezi konumundadır. Özellikle skolyoz adını verdiğimiz kamburluk hastalığında önemli bir deneyimi vardır. Hipofiz adenomlarında bugüne kadar en çok tedavi yapan merkezlerin muhtemelen başındayız Türkiye'de. Şu ana kadar ki tecrübemiz 3 bin hastanın üzerinde.

Bizim için esas önemli olan ameliyathaneyi bir laboratuar haline getirebilme çabasıdır. Çünkü yaptığımız işin bilimsel temelli olması esas istediğimiz noktadır. Bu nedenle birçok teknolojik imkanların ülkeye getirilmesinde önderlik yapmaya çalıştık. Bunların başında Gama Knife gelir. Bir diğeri navigasyondur. Navigasyon sevinerek görüyorum bir çok yerde mevcut. Diğeri ameliyathane MR'ı dır. Ameliyathane MR'ını Türkiye'de ilk kullanan merkezlerdeniz. Üniversite hastanesi olarak kullanan tek kurum konumundayız. Ameliyatlar esnasında kullanılan ultrasonu yıllar önce başlatmıştık.

Bütün bunlar görüntü rehberli ameliyat hane dediğimiz yeni bir anlayışı, yeni bir paradigmayı yarattı.

Artık biz ameliyathanedeki bu görüntülü sistemlerle hem anatomiyi, hem de tümörün biyolojisini göz önüne alarak o anda şekillenen bir kişiye özgü, tümöre özgü tedavi yapar hale gelebildik. Tabii ameliyathane MR'ıyla ya da ameliyat esnasında kullandığımız tomografiyle bu avantajı elde etmenin ötesinde biyolojik olarak da tümörün niteliğini o anda test eden bir ekibimiz var. Bu sadece patolojideki frozen adını verdiğimiz o anda yapılan bir patoloji araştırmasının ötesinde geliştirmeye çalıştığımız genetik kitlerle özellikle gliomalarda, bu gliomanın hangi alt grubuna ait bir tümörle karşı karşıya olduğumuzu ameliyat esnasında test eden yöntemler geliştirmekteyiz. Böylelikle sadece hastanın tümörünün anatomik niteliklerine göre değil, tümörün biyolojik niteliklerine göre de bir tedavi yapabiliyoruz. Anatominin, biyolojinin ve de fizyolojinin yani beyin haritalaması yaparak, örneğin hastayla konuşarak ameliyat yaparak, hastanın konuşma merkezini koruyabilme ya da hastalarımızın hareket merkezini belirleyerek hareket merkezini koruyabilme şansı elde ediyoruz.

Bu sistemi Türkiye'de ilk kez kurabildiğimiz için çok memnunuz. En önemlisi bu sistem hemen hastanenin yanı başındaki kişiye özgü beyin ve hipofiz tümörü laboratuarları tarafından destekleniyor. Bu laboratuarlarda bugün şu anda yaklaşık 14 öğrenci ve bilim insanı çalışıyor. Ve her yıl bunları yayınlamaya, dünya bilimine katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Tabii ameliyathanede yapılan bu klinik işin laboratuardaki bilimsel çabayla biraraya gelmesi sadece ameliyathanede bugünün hastalarına bir tedavi sağlamanın ötesinde inşallah geleceğin hastalarına da bir cerrahi tedaviye gerek kalmadan belki de aynen en başta sözünü ettiğimiz glivec gibi bir ilaç tedavisiyle daha kolay bir tedaviyle, Gama Knife gibi cerrahiye alternatif ya da onu tamamlayıcı bazı teknikler geliştirmemize yardımcı oluyor.

D.Ö.K.:Hocam, Gamma Knife tedavisi hakkında bizi aydınlatabilir misiniz?

T.KILIÇ : Gamma Knife bazı beyin hastalıklarında, herhangi bir kesiye gerek kalmadan yapılan bir ameliyat yöntemidir. Gamma cerrahi, stereotaktik radyo cerrahi adı verilen bir teknik kullanılarak uygulanır. Her biri kendi başına normal beyin dokusunu zedelemeyecek enerjiye sahip küresel yerleşimli ve ayrı kaynaktan gelen ışınların, hastalıklı beyin dokusunda birleşerek, çok yüksek bir enerjiyi hastalıklı dokuya aktarması ve bu dokuyu ortadan kaldırması amaçlanır ve tek seansta tamamlanır. Açık beyin cerrahisinin mümkün olmadığı ya da yüksek risk taşıdığı durumlarda tercih edilir.

Gamma Knife, robotik bir cerrahi ve esasında her ne kadar işin fizik kuralları basit olsa da o imajın elde edilmesi yani manyetik rezonansdaki (mr) görüntünün elde edilip , imajın üzerinden teknik planın yapılması yüksek teknoloji gerektiren bir iş. İşin robotik kısmı o taraf. Yani bilgisayarla cihazın bağlantısı ve bunun otomatikleştirilmesi ve bir çeşit yapay zekaya bağlanması.

D.Ö.K. : Yapay zekaya bağlanması derken neyi kastediyorsunuz?

T.KILIÇ : Yapay zekaya bağlanması derken kastettiğimiz şey şu: mesela bizim tedavi ettiğimiz hasta sayısı 10 bini geçti. Tüm dünyada tedavi edilen hasta sayısı aşağı yukarı 900 bin civarında. Ve bütün bu data daha biz planı yapar yapmaz Elekta'nın merkezine gidiyor. İlk günden bu yana yaklaşık 1 milyon hastanın datası birikerek bigdata dediğimiz yüksek meblağlı verileri oluşturdu. Bu verileri işleyen bilgisayar sistemleriyle biz o 1 milyon hastanın ya da bize özgü 10 bin hastanın bütün verilerini değerlendirebiliyoruz. O hastaya benzer yeni bir hasta geldiğinde cihaz, yapay zeka kriterlerine göre diyor ki bize; Türker Kılıç'ın bundan önceki 10 bin hastalık tecrübesine göre, Türker Kılıç büyük ihtimalle şöyle bir plan yapardı. Ya da diyor ki bize: sözgelimi ABD'ndeki beyin cerrahlarının yaptıkları planlara göre şöyle bir plan ortaya çıkardı. Çünkü bazen coğrafi farklılıklarda oluyor yaklaşımlarda. Çünkü Gamma Knife neticede cerrahi bir işlem. Ve cerrahi işlemler aynen yemek yapmak gibi, bir heykeltıraşın sanatını icra etmesi gibi kişiye özgü şeylerdir.

D.Ö.K : Tedaviyi tarz mı belirliyor?

T.KILIÇ : Tarz evet. Yani orada bir kişisel üslup mutlaka işin içine girer. Bazı coğrafyalarda bazı tür hastalıklara karşı yapılan tedaviler farklılık gösterebilir. Mesela Japonya'daki tedavi kriterleriyle İngiltere'dekiler farklı olabilir. Dolayısıyla yapay zeka bize bu konuda yardımcı da oluyor. Yani sonuçta Gamma Knife hem robotik hem de yapay zekanın kullanıldığı bir cerrahi yöntem. Fiziksel prensipler aslında basit. Fiziksel prensipleri basit olduğu için bu yöntem ilk kez 1967'de bulunmuş.

Siz işin o kısmını belki bilmiyorsunuzdur. Karolinska Enstitüsü'nün de başında bulunan Lars Leksell isimli bir İsveçli, maalesef kendi yakınını kaybediyor. Bunun üzerine: ''Ben bu ameliyatları kansız ve cerrahi riski hastaya yüklemeden nasıl yapabilirim?'' diye düşünmeye başlıyor. Ve bunun sonucunda da odaklanmış ışın fikrini geliştiriyor. Gamma Knife'da 201 ayrı nokta var ve 201 noktadan gelen ışın bir merkezde birleşiyor. Bunların her biri tek başına normal beyin dokusuna zarar veremezken bütün bunlar merkezde birleştiği zaman tabii ki o noktada genetik yapıyı değiştirecek, DNA'yı değiştirici bir etki gösteriyor. Bu sayede hastaların odaklanmış ışınla tedavisi gerçekleşiyor.

Tabii ki her beyin hastalığı bu ışına hassas değil. Gamma Knife uygulaması için en önemli noktalardan biri şu; normal beyin dokusuyla tümörün sınırlarının belirlenmiş olması lazım. Sözgelimi menengiomalar, normal beyin dokusuyla sınırları gayet belirli ve beynin kendisinden değil beyni çevreleyen zardan köken alan hastalıklar olduğundan Gamma Knife'ın çok iyi adayları. Ya da metastazlar. Metastazlar, beyin dokusunda vücudun bir başka yerinden gelen doku olduğu için onlarında sınırları, konturları belirgin olduğu için metastaz tedavisinde de artık birinci sıradaki tedavi biçimi odaklanmış ışın ve bunun en iyi örneği de Gamma Knife.

Bir diğer hasta grubumuz Arteriovenöz Malformasyon AVM'ler yani damar yumakları. Damar yumaklarının da çevresindeki dokuyla sınırları belirgin. O yüzden Gamma Knife onlar açısından da artık birinci tür tedavinin merkezinde. Ya da işitme sinirinden köken alan denge sinirinden köken alan vestibular schwannoma, akustik nörinomlar, onlar da iyi huylu tümörler. Ve onlarında çevre dokuyla sınırları çok belirgin ve bu sebeple Gamma Knife onlarda da çok etkin.

Gamma Knife'ın etkin olmadığı beyin tümörleri de elbette var. Mesela gliomalar. Az önce o ilaçla ilişkili bahsettiğim beynin kendisinden kaynaklanan ve normal beynin içine işleyen dolayısıyla normal beyinle sınırının net olarak görülemediği hastalıklarda Gamma Knife'ın yeri çok sınırlı. Çünkü Gamma Knife'ı uygulayabilmek için biz kendi gözümüz olarak mr'ı kullanıyoruz. Mr'ın iyi görebilmesi lazım. Normal dokuyla sınırlarının iyi ayrılabilmesi lazım.

Dolayısıyla Gamma Knife'ın kullanıldığı alanlar meningiomlar, hipofiz adenomları, AVM'ler ve düşük evreli gliomlar, akustik nörinomlar. Artık Gamma Knife ile ilgili tecrübemiz 1 milyon hasta civarına yaklaştığı için bütün bunların standardizasyonu yapılmıştır. Söz gelimi 25 mm.'nin altındaki akustik nörünomlarda en azından Kuzey Amerika'da ilk tedavi biçimi artık Gamma Knife'tır. Bunun tartışması yoktur. Çünkü bu prospektif randomize çalışmalarda gösterilmiştir. O yüzden güvenilir ellerde Dünya Sağlık Örgütü'nün de onayladığı endikasyonlarla bu işin yapılması zaten artık beyin cerrahisi rutininin bir parçasıdır. Aynen mikroskop gibi bir yöntemdir Gamma Knife da.

D.K.Ö.: Türkiye'deki bazı doktorların Gamma Knife'a şüpheli yaklaşması konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz Hocam?

T.KILIÇ : Her yenilik gibi Gama Knife'ında kabullenilmesi elbette camialarda zor oluyor. Ama bu doğal bir süreç. Zaten bazen de bu tür yöntemler gereğinden fazla kullanılıyorlar, sonradan sayı azalarak olması gereken düzeye iniyor. Biz 1997 yılında ilk kez Gamma Knife'a başladığımızda o yıl sadece 83 hastanın tedavisini yapmıştık. Ama şu anda artık neredeyse her yıl 700-800 hastanın tedavisini yapıyoruz. O günden bu yana 21 yıl geçti; her ne kadar fizik prensipleri aynı kalsa da teknoloji hep ilerliyor ve Gamma Knife daha ileri düzeye geliyor.

Her yöntemde olduğu gibi cerrahtan cerraha yaklaşım farklılıkları da söz konusudur. Hastalık benzer olsa bile, tedavi yöntemi hastanın yaşına, içinde bulunduğu sosyal koşullara, mesleğine göre tercih edebileceği değişkenlik gösterebilir. Öncelikle hastaya her iki alternatifi de sunmak gerekir. Gamma Knife'a ulaşımı olmayan cerrahlar, elindeki tek yöntem cerrahi olduğu için, bazen hasta yerine tercih yapıyorlar ama bu da zaman içerisinde artık azalıyor. Çünkü hastalar artık bilinçli geliyorlar.

Ama Gamma Knife gayet matematiksel bir yöntem. Siz bu yapay zeka programlarıyla zaten ne kadarlık bir yüzde de o güne kadar tedavi edilmiş 1 milyon hastanın verisine göre hangi dozu uygularsanız, ne kadarlık komplikasyon riskini göze alıyorsunuz bunun bir matematik hesabı var. Çoğu zaman biz Gama Knife'ta sadece %2'lik bir riski göze alırız. Ve %2'lik riski göze alma ile yüzde ne kadarlık bir başarı sağlayabileceğimizi de biliriz. Hastalarımıza da bu veriyi zaten söyleriz. Eğer cerrahi olarak sunduğumuz alternatif bu orandan daha iyiyse haliyle cerrahiyi hastalarımıza takdim ederiz, bunu sunarız. Ya da ikisini kombine tedavi olarak sunabiliriz. Hem Gama Knife'ı hem de ameliyatı aynı kişinin yapması hastanın tedavisinde başarıyı belirgin oranda arttırmaktadır. Biz kendi kliniğimizde bunu bu şekilde uyguluyoruz. Ama dünyada ve Türkiye'de de bazı kliniklerde Gama Knife'ı yapan kişiyle ameliyatı yapan kişi ayrı ayrı kişiler. Bu sanki Gama Knife'ı beyin cerrahisinin dışında bir yöntemmiş gibi algılanmasına sebep oluyor ve cerrahi ile Gamma Knife'ın kombine kullanımının getireceği avantajları engellemiş oluyor. Bu nedenle benim kanaatim söylediğim gibi Gama Knife, mikroskop gibi bir beyin cerrahının elindeki bir cihazdır. Ve hastanın tedavisi konusunda kullanabileceği, tamamlayıcı ya da cerrahiye alternatif yöntemlerden biridir.

Şunu da belirtmekte fayda var. Biz tedavileri ameliyathane mr'ı içinde yaptığımız için ; söz gelimi bazı hipofiz adenomu hastalarımızda önce riskli olan yer dışındaki bölümü ameliyatla çıkartıyor,ardından diğer tarafa Gamma Knife uyguluyor ve ardından hastayı yatağına gönderiyoruz. Çünkü Gama Knife çoğu zaman 40 dakikanın altında bir yöntem ve Gama Knife'da bir kesi yok, anestezi yok, hastaların hastanede kalmasına gerek yok. Hastaya ek meşakkat getirmeyen bir tedavi biçimi olduğundan Gamma Knife'ı izole, ayrı bir yöntem gibi değil de hastanın tedavisinde kullanılabilecek cihazlardan biri olarak görmek lazım.

D.Ö.K.:Peki, Gamma Knife sadece bir kez mi uygulanıyor hastalarda?

T.KILIÇ : Hastalıktan hastalığa değişir. Meningiomlar gibi, AVM'ler gibi, vestibüler schwannomalar gibi, hipofiz adenomları gibi hastalıklarda, hastaların neredeyse kabaca % 95'inde bir kez yapılması yeterlidir. Ama bazen bu tür rahatsızlıkların süreç içerisinde yenileri ortaya çıkabilirler. O zaman yeni ortaya çıkana da Gamma Knife yapılabilir. Bir kez Gama Knife yapılmış olan bir yere, ikinci kez Gamma Knife yapılmasının belli bazı zorlukları vardır. Ama en az 3-4 yıl geçtikten sonra bazı durumlarda yeniden Gamma Knife'ın yapılması uygun olabilir.

D.Ö.K.:Gamma Knife ile konvansiyonel tedavi arasında bir fark var mı?

T.KILIÇ: Konvansiyonel tedavi yani seanslar halinde verilen tedavi ile Gamma Knife'ın en önemli farkı; Gamma Knife'da bir kere tedavi yapılır ve hücre döngüsüne spesifik değildir. Halbuki fraksiyonel tedavide her seferinde hücrelerin yaklaşık %5'lik - 15'lik kısmını oluşturan mitoz aşamasındaki hücreler de etkilenir. Gamma Knife ise, hücre döngüsünün illa mitoz aşamasında olmasını gerektirmez etkinlik göstermesi için. En önemli fark budur.

Beyin cerrahlarının görüş birliğinde olmadığı konulardan biri de; Gamma Knife yapılmasının bazen daha sonra gerekebilecek bir ameliyatı zorlaştırabildiği şeklindedir. Burada da çoğu zaman yanılgı Gamma Knife ile Konvansiyonel Işın Tedavisine fraksiyonel seanslar halinde verilen ışın tedavisinin karıştırılmasından kaynaklanır. Bu hastalığa göre değişebilir ama kişisel tecrübeme göre, Gamma Knife yapılmış olması hastaların daha sonra gerekebilecek ameliyatını değil zorlaştırmak, kolaylaştırıyor.

Mesela, trigeminal nevralji dediğimiz 5. sinire herhangi bir bası bulgusu olmayan ve sizin de gayet yakinen bildiğiniz rahatsızlıkta, Gamma Knife'ı biz sinirin kendisinin üzerine normal anatomi alanına uygularız. Trigeminal nevralji hastalarımızda daha sonradan bir ameliyat yapmak gerektiği zaman Gamma Knife'ı, tümörlerde uyguladığımızdan daha yüksek dozlar uyguluyoruz. Ve kanaatimiz, çevredeki araknoid dediğimiz beyin zarlarının anatomisini değiştirmediği yönünde. Örneğin trigeminal nevraljilerin sonradan yapılan ameliyatında biz buraya daha önce Gamma Knife yapılmış mıdır diye sorsak ve bu videoları göstersek, arada fark saptanabileceğini zannetmiyorum.

D.Ö.K.: Gamma Knife uygulandığı alanın çevresinde daha sonra bir tümör gelişimine yol açabilir mi?

T.KILIÇ: Bu konuyla ilişkili gayet iyi çalışmalar var. Belli bazı hastalıklar var ki zaten tümör gelişimine yol açıyor. Mesela nörofibromatozis, NF hastalığı. Eğer hastada bu tür tümör gelişimine temayül gösteren bir genetik altyapı varsa tabii ki Gamma Knife uygulanması, var olan o eğilimi sona erdirmiyor ve bu tür hastalarda daha sonra tümör oluşumu görülebiliyor. Ama spesifik olarak Gamma Knife yapıldığı için tümör oluşan hasta sayısında, normal nüfusa göre bir artış saptanmamıştır. Bu da konvansiyonel tedavi yani seanslar halinde verilen tedaviden Gamma Knife'ın bir farklılığıdır.

D.Ö.K.: Peki, Gamma Knife'ın herhangi bir yan etkisi var mı? Işınların geçtiği bölgeler, mesela hafıza merkezi ya da konuşma merkezi etkileniyor mu?

T.KILIÇ: Her işlem gibi Gamma Knife'ın da tabii belli bazı oranlarda riskleri var. Konuşma merkeziyle alakalı ya da beynin diğer fonksiyonlarıyla alakalı olumsuz etki olabilir mi? Olabilir. Ama dediğim gibi bunlar standardize edilmiş veriler değildir ve zaten biz bu planı yaparken Gama Knife'ın riskini % 2-3'ten yukarıya tutmayız. Hastaya bu koşullarda sağladığımız yarar mümkün olan diğer tedavi seçeneklerine göre daha düşük orandaysa zaten diğer alternatifi sunarız hastaya.

Mesela bunun en iyi örneği Arteriovenöz Malformasyon (AVM)'ler, damar yumakları. Kanamamış söz gelimi 3 cm.'lik bir AVM'de Gama Knife'ın başarı oranı 2. yılda aşağı yukarı %85 iken, 3. yılda yaklaşık %90-95'tir. Ve %2-3 oranında risk göze alınarak bu sonuç elde edilebilir. Bu AVM eğer cerrahi olarak kolay ameliyat edilebilecek bir yerdeyse bu tür ameliyatların riski % 5'in altındadır. Biz hastaya ameliyat öneriyoruz. Çünkü cerrahi başarı, Gama Knife'ın başarısından üstündür ya da en azından eşittir. Eşitse de cerrahiyi tercih ediyoruz, çünkü hemen çözüm sağlıyor. Ama Gama Knife'ın başarısı alternatifinden daha üstünse, tabii ki Gama Knife'ı tercih etmek lazım.

D.Ö.K.: Gama Knife'ın başarılı olduğunu söylemek için tümörün yok olması mı, büyümesinin durdurulması mı yeterli? Ölçü nedir?

T.KILIÇ : Bir metastaz ise tümörün yok olması, hali hazırda hastaya zarar vermeyen, gelecekteki büyüme riskini ortadan kaldırma amacıyla yaptığımız tedavilerde, menenjiomalarda mesela büyümenin durdurulması başarıdır. AVM dediğimiz damar yumaklarında AVM'nin kaybolması, kuruması başarıdır. Bazı tür nadiren Gamma Knife uyguladığımız Kavernoma ya da Kavernöz malformasyon dediğimiz rahatsızlıklarda ise Kavernoma kaybolmaz sadece kanama riski azalır.Onda da kuruması başarıdır. Yani içinde kan akımının eskiye göre daha az geçmesi başarıdır. Dolayısıyla hastalıktan hastalığa Gama Knife'ın başarı kriteri de değişir. Tümör ne kadar iyi huyluysa büyümemesi ve cansız, yaşamayan bir doku haline gelmesi başarı kriteri olur. Tümör ne kadar kötü huyluysa yok edilmesi esas başarı kriteri haline gelir.

D.Ö.K.: Peki Hocam, Türkiye'de tüm bu çalışmalarınızı yayınlayacağınız özel bir yayın organınız var mı? Üniversite olarak veya başka bir tıbbi kurum olarak?

T.KILIÇ : Şimdi hem üniversitemizin hem de Türk Nöroşirürjisi'nin ayrı ayrı yayın organları var. Ama biliyorsunuz bilim dünyasında seçkin dergiler var ve bu seçkin dergilerin inpackt faktörü yüksektir. İnpackt faktörü herhangi bir derginin son 3 yıldaki yayınlanan makalelerine yapılan atıf sayısıdır. Mesela National'in inpackt faktörü 41'dir. Beyin cerrahisinin önemli dergilerinde inpackt faktörü 3 ila 4 arasındadır. Hepimizin amacı; yayınlarımızı, inpackt faktörü en yüksek olan dergide yayınlamaktır. Konuşmamızın başında anlattığım imatinib molekülünün glivec haline gelmesi sürecini paylaştığımız yazımızı Cancer Research Dergisi'nde yayınlamamızın sebebi, bu derginin alanındaki en yüksek inpackt faktörüne sahip oluşudur. Şu anda Cancer Research'ın yanılmıyorsam 30 civarında inpackt faktörü var.

Dolayısıyla kendi yayın organlarımızda değil de, dünyada herkes tarafından kabul edilen, inpackt faktörü yüksek dergilerde araştırmalarımızı yayınlamak daha kıymetli bir iştir. Tabii ki kendi ülkemizden inpackt faktörü yüksek dergileri çıkarmakta çok önemli bir şey. Bunun için de ayrıca çaba gösterilmesi lazım. Bu da ancak dünyada bilimde daha fazla söz sahibi olabilmekle mümkün.

Şu anda tüm bilim alanlarında Türkiye'den çıkan yayın sayısı, tüm dünyadan çıkan yayın sayısının % 0.6 iken Tıpta bu oran %5'tir. Dünyada yayınlanan tüm yayınların yaklaşık % 4-5'i Türkiye'den çıkar. Şimdi Türkiye'nin ekonomik sıralaması dünyada son 20 yılda 17.'likle 19.'luk arasındadır bildiğiniz gibi. 1996-2006 arasındaki en yüksek , inpackt faktörlü 3 beyin cerrahisi dergisinde yayınlanan yazıların % 8'i Türkiye'dendi. Bu Türkiye'nin ekonomik ağırlığının önünde elbette bir değerdir.

Beyin cerrahisi Türkiye'de dünyada yayın sayısı olarak Türkiye'nin en önde olduğu üçüncü alandır. 1. alan: hematolojidir; çocuk hematolojisi, 2. alan: plastik cerrahi, 3. alanda beyin cerrahisidir. Beyin cerrahisinin Türkiye'de bir geleneği vardır. 2006 yılından bu yana yayın sayısında oran olarak bir azalma olduğu halde yayın sayısı açısından Türkiye'nin yeri dünyada 12. sırada. Bu son 20 yıldaki en düşük rakam ama beyin cerrahisinin geleneksel olarak hep önlerde olması şu anda da söz konusudur. Diyebiliriz ki, ülkemiz beyin cerrahisinde dünyada en önemli kurumların sahip olduğu tüm imkanlara sahiptir ve bilimsel alanda da bununla paralel şekilde araştırmalarını ortaya koymaktadır. Hatta yavaş yavaş yurt dışında yapılan çalışmaların benzerlerinin Türkiye'de yapılması aşamasından çıkıp Türkiye'de orijinal fikirleri araştırma sahasına gelmesi noktasında çabalarımız bulunmaktadır.

Bu çalışmalardan birisi optogenetik. Bu yabancı kelime yakın zamanda hayatımıza daha çok girecek. Optogenetik laboratuarını kurduk Türkiye'de ilk olarak. Beyin cerrahisi ülkemizin dünya ölçüsünde gurur duyabileceği bir noktadadır. Hem klinik hizmet açısından hemde elinde bulundurduğu teknolojik imkanlar açısından ama en önemlisi bu teknolojik imkanları kullanan kişilerin dünya bilimine yaptığı katkıları açısından. Bunu yapan birçok beyin cerrahı vardır. Daha iyileri de yetişmekte. Bizim de amacımız bizden daha iyi beyin cerrahları yetiştirmektir.

D.Ö.K.:Tıp tercihi yapacak öğrencilere yönelik bir tavsiyeniz var mı acaba?

T.KILIÇ : Hem tıp tercihi yapacak olanlara hem de beyin cerrahisini seçecek olanlara tavsiyelerim var. Bildiğiniz gibi aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin kurucu dekanlığını yapıyorum. Biz Tıp Fakültemizi, Türkiye'nin en iyilerinden birisi olması amacıyla kurduk. Ve her yıl 40 öğrencimizi burslu olarak alıyoruz. 40 öğrencimizi, bilim insanı, hekim olarak yetiştirmek çabası içerisindeyiz. Tamamını ilk 1. yıl ABD'deki üniversitemize gönderiyoruz. Orada sadece İngilizce öğrenmekle kalmıyorlar, aynı zamanda Harvard, Yale, Stanford 'ı görüyorlar. Kendi bilimsel zihin ayarlarını oraya göre yapıyorlar. Döndükleri zamanda burslu olarak eğitimlerine devam ediyorlar.

Bu öğrencilerimin diğerlerinden farklı olarak yetişmesinden dolayı gerçekten büyük mutluluk duyuyorum. Onlar lise öğrencisi olarak gelip, birer dünya vatandaşı haline gelmekle kalmıyorlar, 3.,4. sınıftan itibaren dünya bilimini yönlendirebilecek gücü kendilerinde gören genç bilim insanları haline geliyorlar. Hepsi sadece Türkiye'deki uzmanlık sınavına değil, aynı zamanda (United States Medical Licensing Examination) USML'ye de giriyorlar. Bu bir zorunluluk bizim tıp fakültemizde. Çünkü kendilerini sadece Türkiye'de diğer hekimlerle kıyaslamasınlar, dünyadakilerle kıyaslasınlar istiyoruz.

Sınavlar tabii iyi hekimliğin kriteri değil, biz iyi hekimliğin üzerine iyi bilim insanlığını eklemeye çalışan bir tıp fakültesiyiz. Ama burslu olarak aldığımız bu Türkiye'de ki ilk 1000'den ilk 1500'den gelen öğrencileri, elimizden geldiğince en iyi şekilde sadece dikey bir zihinsel uzmanlık kafasıyla değil, küresel bir aydın olma yapısıyla geliştirmeye çalışıyoruz. Bu nedenle mesela benim bildiğim kadarıyla dünyada felsefe ve sanat tarihi eğitimi verilen tek tıp fakültesiyiz. Öğrencilerimize ilk iki senede felsefe ve sanat tarihi dersi vererek, lisedeki felsefe eksikliğini tıp fakültesinde bir miktar kapatmayı amaçlıyoruz.

D.Ö.K.: Verdiğiniz bilgiler ve bu yoğun çalışma ortamında bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim Hocam. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

T.KILIÇ : Çok teşekkür ederim.

Röportajı yapan:Dilşat Özer Kestevur (Yapımcı-Yönetmen-Editör)
Röportaj tarihi:15.05.2018